NEZLE
—Hüseyin Rahmi Bey'e—
Tek atlı uzun
arabasının pufla ipek şiltesine uzanmış, kuş tüyünden iri pembe
yastıklara dayanmış, gözleri açık uyur gibi duran Ma'sume Hanım yoldan
yayan geçenleri hiç görmüyordu. Ufaktan kırk elli mızrak boyu yükselmiş
yakıcı güneşin beyaz keten tenteneden süzülen ince görünmez huzmeleri
sık kıvırcık kirpiklerini, kavuniçi başörtüsünün altın pullarını,
erguvan yeldirmesinin hareli kıvrıntılarını yaldızlıyor, arabanın mavi
ipek perdelerini hiçbir rüzgar kımıldatmıyordu. Bugün Hızır İlyas'tı.
Bütün halk çırpıcı çayırına akıyordu. Sucular, şerbetçiler, yemişçiler,
kağıt helvacılar, oyuncakçılar, gazozcular, ma'cuncular, simitçiler,
şekerciler… Daha birçok ayak satıcıları yolun fesli, takyeli, sarıklı,
şabkalı, arakiyeli, yeldirmeli, kavuklu, çarşaflı, alaca kalabalığına
karışmış bağırarak, alış-veriş iderek yürüyorlardı. Gök bulutsuzdu. Hava
o kadar sıcak, o kadar sıcakdı ki… Yorulan irili ufaklı külhan beyleri
dinlenmek için küme küme kenarda hendeklerin üstüne…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder